12 Mayıs 2026
Üç hafta olmuş yazı yazalı. Kaç haftadır insanlarla konuşmadığımı hatırlamıyorum. Yani tabii konuşmasına konuşuyorum iş yerinde iki lafın belini yalandan kırıyoruz.
– Gooood mornin canım
– how u doing love
-good morning sör
Pisuvardan sevgiler yollayanlar ve sabah iş yerinde aynada kendisiyle bakışanlar. Ben bana göz mü kırpıyorum yoksa!
Zaman geçmiyor. Saatlerin boşa aktığı köyümde tarlaların ve bulutların kesiştiği manzaralık yol kenarlarından, ufukta minik minareler gibi şehir merkezinin uzun kulelerini görüyorum.
Zaman geçmiyor.
Oyun oynayasım yok. Film ve diziler bana denizler kadar uzak.
Bugün böyleyiz. Kafamda düşünceleri toplamak ve muntazam biçimde peşi sıra dizmek bile büyük bir işkence. Napıyorum ya şu an. Hiç bilmiyorum saçma sapan bir kabusun içindeyim.
Büyük ve derin bir yalnızlığın bitmek bilmeyen bekleyişi içindeyim. Bu lanet şehirde kalmak elzem ama acısı katlanılmaz oluyor. İşin acıklı tarafı şikayet etmekten yoruldum. Gerçekten yoruldum.
Arkadaşlara anlatsak iyi niyetli çözümler hazır fakat biraz boşuna. Anaokul bebesi gibi sırf sosyalleşmek için sosyalleşmek gerizekalı değilseniz mümkün olmuyor. Bir tane başımıza öğretmen koysunlar biz de çiçek olalım anasını satayım.
Neyse zaman geçmiyor. Hava karardı. Zamanı çiğniyorum sakız gibi. Tadı kalmadı. Bir tane sakız atmıştım ağzıma, her tadını kaybettiğimde ağzıma bir tane daha attım, sonra bir tane daha, bir tane….
Ağzımın içinde bir beyaz kavuçuk dolanıyor.
Çiğniyorum zamanı. Zaman geçmiyor.
Pencereyi kapatıyorum.
Bir Cevap Yazın