20 Mayıs 2026
Geçtiğimiz haftalarda üniversiteden arkadaşım Bartu ile son kez buluştuk. Beraber bir Vietnam restoranına gidip güzel bir pho gömdük. Karnımızı doyurunca nehirde boylu boyuna yürüyüp Peace Bridge‘ten Kensington’a geçtik. Arkadaşımla görüşeli epey olmuştu. Üniversitenin ilk senesinde beraber takılsak da bir süre sonra koptuk ve başka bir eyalette staja başladı. Son senesi için tekrar geldi bu dönem.
Bu son buluşmamızda da Calgary’den onu uğurladım. Ayrıldığım ve ayrılmak zorunda olduğum onlarca insandan biriydi. Çok derin bir ilişkimiz olmamasına rağmen derin bir üzüntü duydum. Yine bir tren istasyonunda bir kişiye daha veda ettim. Başka eyaletlere, başka ülkelere kaybettiğim başka hayatlar yaşayacak insanlardan bir tanesiydi.
Trenle şehir merkezinin sakin kalabalığından kaçarken hep bunları düşündüm. Ayrıldığım arkadaşlarımla elvedalaştığım anılar, sabaha karşı ikiye doğru otobüsün beyaz ışığındaki boşlukta durduğum gecelerde kayboldum. Boşa akan gençlik yıllarımda tandığım insanların tek tek hayatımdan kopuşlarını düşündüm. Onların beni düşünmesine gerek yok. Ben kendi köksüzlüğüme üzüldüm.
Hayatı yaşanılır kılan ne? İş güç mü? Embesil değilsen zaten çalışıp üreteceksin, e o zaman bu kölelik edebiyatı niye. Etrafında iyi dostların yoksa ve mevzubahis bu yaşadığın hayatı onlarla paylaşamayacaksan manası nedir? Bu kadar şikayetin üstüne bu şehirde kalmak nedir? Özgür değilim. Özgürlük bana antik çağdaki bir köleye nazaran yakındır tabii yakın olmasına ama belki bir karış belki bir kulaç daha yakın.
Bu köyü bıraksam gitsem şimdi özgür mü olacağım? Zor başka zincirler boğazıma dolanacak. Birisiyle tanışıcam belki bir çocuğum olacak. Yükümlülükler arttığında boğazıma dolanacak zincirler daha sıkı beni öldürmeden boğacak. Belki devlet beni içeri atacak bir eyleme gittiğim için ya da anasına sövdüğüm için birinin. Kuvvetle muhtemeldir belki çoğu insanı bulan kanser beni de yakalacak ansızın. Köle olmak isteyene bu düzende çokça fırsat vardır. Kalsın!
İnsan dayanışmalı dostlarıyla. Dost dediğinin derdi sıkmaz insanı. Onunla konuşur, oynar, vakit geçirir, gezer. Yaşar yani kelimenin anlamıyla. Bir de dostum dediği birine aşık olursa tamamdır en özgürü odur. Neoliberal düzenin en azından antidotudur dostlarla paylaşılan kolektif bilinç. En kötü özgürlük böyle olsun!
Bir Cevap Yazın